Kategori arşivi: Hızlı Kurye

Başakşehir Kurye

Başakşehir Kurye

Başakşehir Kurye

Başakşehir Kurye

H2: Başakşehir’de Kurye Hizmetleri Nelerdir? Başakşehir, İstanbul’un hızla gelişen ilçelerinden biri olarak, birçok iş merkezi, sanayi bölgesi ve konut alanına sahiptir. Bu yoğunluk, kurye hizmetlerine olan ihtiyacı artırmaktadır. Başakşehir’de motosikletli kurye, yaya kurye, araçlı kurye ve ekspres kurye gibi çeşitli hizmetler sunulmaktadır. Bu hizmetler, özellikle iş dünyasında ve e-ticaret sektöründe büyük bir öneme sahiptir. Kurye hizmetleri, sadece ticari amaçlarla değil, bireysel gönderiler için de oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır.

Başakşehir’in geniş yolları ve düzenli yapılaşması, kurye hizmetlerinin daha verimli işlemesini sağlar. Özellikle sanayi siteleri, alışveriş merkezleri ve büyük iş merkezleri gibi noktalar, kurye hizmetlerine duyulan ihtiyacı artırmaktadır.

Başakşehir Moto Kurye

Başakşehir’de Kurye Kullanmanın Avantajları Kurye hizmetleri, özellikle yoğun trafik ve zaman kaybını minimize etmek açısından büyük bir avantaj sunar. Başakşehir’de kurye kullanmanın başlıca avantajları şunlardır:

  • Hızlı Teslimat: Trafik sorununu aşmak için motosikletli kuryeler tercih edilir.
  • Güvenilir Hizmet: Paketler sigortalı olarak teslim edilir ve güvenli bir şekilde alıcıya ulaşır.
  • Zaman Tasarrufu: İşletmeler ve bireysel kullanıcılar için zaman yönetimi açısından büyük kolaylık sağlar.
  • Esnek Seçenekler: İhtiyaca göre farklı kurye hizmetleri tercih edilebilir.
  • E-ticaret İçin İdeal: Başakşehir’deki online satış yapan firmalar için hızlı teslimat seçeneği sunar.
  • 7/24 Hizmet: Acil durumlar için gece ve hafta sonu hizmeti veren kuryeler bulunmaktadır.
  • Kapıdan Kapıya Teslimat: Göndericiden alıcıya kadar teslimatın güvenle yapılmasını sağlar.
  • Çevre Dostu Alternatifler: Elektrikli motosiklet ve bisikletli kuryeler ile çevreye duyarlı hizmetler sunulmaktadır.

Başakşehir Araba Kurye

Başakşehir’de kurye hizmetleri, teslimat süresi ve gönderinin türüne göre farklılık gösterir:

Başakşehir Acil Kurye

Motosikletli Kurye Motosikletli kuryeler, acil evrak ve küçük paket teslimatları için en hızlı çözümdür. Özellikle trafiğin yoğun olduğu saatlerde büyük avantaj sağlar. Ayrıca, eczane kuryeleri gibi özel hizmetler de motosikletli kuryeler aracılığıyla sağlanmaktadır. Firmalar için gün içinde hızlı döngü gerektiren teslimatlar için idealdir.

Başakşehir Hızlı Kurye

Araçlı Kurye Büyük ve ağır gönderiler için araçlı kuryeler tercih edilir. Mobilya, büyük koli veya hassas eşyalar için idealdir. Özellikle taşımacılık sektöründe büyük önem taşır ve firmalar tarafından sıkça tercih edilir. Ayrıca büyük çaplı işletmeler için toplu dağıtım hizmetleri de araçlı kuryelerle sağlanmaktadır.

Başakşehir Ekspress Kurye

Yaya Kurye Kısa mesafelerde ve özellikle yoğun yaya bölgelerinde kullanılır. Düşük maliyetli bir alternatiftir. Genellikle restoranlar ve kafeler tarafından tercih edilir. Yaya kuryeler, küçük ölçekli teslimatlar için çevreci ve ekonomik bir seçenektir.

Başakşehir Gece Kurye

Ekspres Kurye Acil teslimatlar için en hızlı seçenektir. Genellikle iş dünyasında önemli evrakların ve belgelerin ulaştırılmasında kullanılır. Aynı gün teslimat seçenekleriyle firmalara büyük kolaylık sağlar. Ekspres kuryeler, uçak kargo hizmetleriyle entegre edilerek şehirlerarası hızlı teslimat çözümleri de sunabilmektedir.

H2: Başakşehir’de Kurye Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli? Kurye seçimi yaparken güvenilirlik, hız ve fiyat gibi faktörler göz önünde bulundurulmalıdır:

  • Firma Güvenilirliği: Referansları kontrol ederek güvenilir bir kurye firması seçmek önemlidir.
  • Teslimat Süresi: Acil gönderiler için ekspres veya motosikletli kurye tercih edilmelidir.
  • Maliyet: Bütçeye uygun bir hizmet seçilmelidir.
  • Sigorta ve Güvence: Değerli eşyaların zarar görmesini engellemek için sigortalı kurye hizmeti seçmek önemlidir.
  • Müşteri Memnuniyeti: Önceki kullanıcıların yorumları ve değerlendirmeleri dikkate alınmalıdır.
  • Online Takip Sistemi: Kuryenin anlık konumunu ve tahmini teslim süresini takip edebilmek için dijital çözümleri tercih etmek faydalı olacaktır.

H2: Başakşehir’de Kurye Hizmetleri Kimler İçin Uygundur? Kurye hizmetleri, farklı sektörler ve bireysel ihtiyaçlar için geniş bir kullanım alanına sahiptir:

  • İşletmeler: Özellikle e-ticaret firmaları ve yerel işletmeler için hızlı teslimat büyük bir avantaj sağlar.
  • Avukatlar ve Hukuk Büroları: Mahkemeye sunulması gereken belgeler için ekspres kurye hizmetleri kullanılır.
  • Hastaneler ve Eczaneler: Medikal malzemeler ve ilaçlar için özel kurye hizmetleri bulunmaktadır.
  • Restoranlar ve Kafeler: Paket servis hizmetlerini hızlandırmak için yaya ve motosikletli kuryeler tercih edilir.
  • Bireysel Kullanıcılar: Kişisel evraklar ve hediyeler için güvenilir bir seçenek sunar.
  • Özel Günler İçin Teslimatlar: Doğum günü hediyeleri, çiçekler veya sürpriz paketler için hızlı kurye seçenekleri sunulmaktadır.
  • Teknik Servis ve Yedek Parça Taşımacılığı: Bilgisayar ve elektronik tamir firmaları için yedek parça teslimatında hızlı ve güvenli bir seçenektir.

Başakşehir’de kurye hizmetleri, işletmeler ve bireysel kullanıcılar için büyük kolaylık sağlamakta ve zamandan tasarruf etmeye yardımcı olmaktadır. Doğru kurye hizmeti ile güvenli ve hızlı teslimat sağlamak mümkündür. Gelişen teknoloji ile birlikte, online takip sistemleri ve mobil uygulamalar sayesinde gönderilerin anlık takibi yapılabilir, böylece kullanıcılar için daha güvenilir bir deneyim sunulmuş olur. Bunun yanı sıra, müşteri destek hatları ve çağrı merkezleri sayesinde olası aksaklıkların önüne geçilebilir ve hizmet kalitesi artırılabilir.

Bakırköy Kurye

Bakırköy Kurye

Bakırköy içerisinde kurye arkadaşlarımız ve ekibimiz ile gitmesi gerken, gelmesi gereken evrak, paket gibi her türlü gönderiyi yerine hızlı ve güvenli şekilde iletiriz. Samimi ve güler yüzlü çalışanlarımız sayesinde sizlere 1. kalite bir hizmet sunuyoruz.

Bakırköy İsmi

İstanbul‘un en eski ve gelenekli semtlerinden biri olan Bakırköy’ün tarihinin Roma İmparatorluğu‘na kadar gittiği, imparatorluğun Avrupa kesimini Bizantion‘a bağlayan anayol Egnatia Yolu (Via Egnatia)‘nun üzerinde bulunduğu, o dönemde “Hebdomon” adıyla tanındığı bilinmektedir. Bizans‘ın son dönemlerinde, bugünün Bakırköy’ü kimi kaynaklara göre “Makro Hori” (Uzun Köy), kimi kaynaklara göre “Makriköy” (Uzak Köy) adıyla anılıyordu. Osmanlı döneminde de kullanılan Makriköy adı, Cumhuriyetin ilanından sonra, 1925’te yer adları Türkçeleştirilirken Bakırköy’e çevrilmiştir.

Bakırköy Konumu

1989’a kadar sahip olduğu 275 km²’lik alanıyla İstanbul’un en büyük yüzölçümlü ilçelerinden olan ve o dönem batıda Çatalca, kuzeyde Eyüpsultan ve Gaziosmanpaşa‘yla komşu olan Bakırköy 1989 ve 1992 yerel seçimleri ile önce Küçükçekmece daha sonra BahçelievlerBağcılar ve Güngören ilçelerinin ayrılması ile hem nüfus, hem de alan olarak küçülmüştür.

İlçe sınırları kuzeyindeki E-5 Karayolu sınırı olup, Güngören ve Bahçelievler ilçeleri; güneyinde Marmara Denizi, doğusunda Çırpıcı deresi sınır olup, Zeytinburnu ilçesi, batısında ve kuzey-batısında ise Küçükçekmece ilçesi bulunmaktadır. Bu sınırlar içerisinde Bakırköy ilçesi 35 km² alana kuruludur.Toplam 15 mahalleden oluşmaktadır. 1926’da ilçe olan Bakırköy’den; 1957’de Zeytinburnu (Fatih’in batı mahallelerini de alarak), 1987’de Küçükçekmece ayrılarak ilçe olmuştur. 1992’de Bağcılar, Bahçelievler ve Güngören (Esenler 1994’te Bağcılar ve Güngören ilçelerinin bazı mahallelerinden oluşmuştur) Bakırköy’den; Avcılar ise Küçükçekmece’den ayrılarak ilçe olmuştur. İstanbul‘un gelişmiş ve eski ilçelerinden biridir.

Bahçelievler Kurye

Bahçelievler Kurye

Bahçelievler içerisinde kurye arkadaşlarımız ve ekibimiz ile gitmesi gerken, gelmesi gereken evrak, paket gibi her türlü gönderiyi yerine hızlı ve güvenli şekilde iletiriz. Samimi ve güler yüzlü çalışanlarımız sayesinde sizlere 1. kalite bir hizmet sunuyoruz.

Bahçelievler Tarihçe

Bahçelievler ve çevresi, Bizans İmparatorluğu döneminde tarım ve bağcılık faaliyetlerinin yoğunlaştığı anlar olup, Hepdemon diye anılmaktaydı. Hepdemon, Rumeli’den gelen kervan ve askeri konvoyların İstanbul’a geçiş güzergâhı üzerinde bulunuyordu. Burada birçok imparator sarayları, kiliseler ve konutlar inşa edilmişti. Topraklarının genişliği, İstanbul’a yakınlığı ve bol suyu sayesinde bir karargâh haline gelmişti. Büyük depremlerde halk bu bölgeye kaçar ve afetin dinmesine kadar bölgede kalırdı. Ayrıca Hepdemon, başkente ve Marmara kıyılarına yakınlığı yüzünden çok rağbet gören yazlıklardan biriydi.

Hepdemon kiliseleri meydanında Ayios, İonnis, Evangelistis ve Vaktitis kiliseleri çok meşhurdur. Bu kiliselerde imparatorlar taç giyerlerdi. Tarih boyunca Rum Ortodoksların tarım alanı olan ilçe toprakları, Türklerin İstanbul’u fethetmesiyle zaman içinde terk edildi. Bölge, Osmanlılar zamanında Bakırköy ve Yeşilköy’deki küçük bölgeler dışında tamamen sahipsiz kaldı. Osmanlı Devleti İstanbul’daki toplumsal ihtiyaçları vakıf yoluyla karşılandığından devlet bünyesinde kentsel sorunlara eğilmek üzere ayrıca örgütlenmeye gerek duyulmamıştır.

II. Meşrutiyet’ten sonra, Hazine-i Hassa mallarını maliye hazinesine devrederken Bahçelievler ve civarındaki alanlar da bu mallar kapsamındaydı. Bu araziler 1912’den sonra bir komisyon tarafından değer biçilme yoluyla satılmıştır.

Cumhuriyet döneminde Avrupa ile ekonomik ilişkiler gelişince, demiryolları yetersiz kalmış yeni karayollarının yapımına hız verilmişti. Bugün Londra asfaltı olarak tanımlanan ve 2×2 şeklinde Bahçelievler’in kuzeyinden geçen yol bu arada yapıldı. Yol boyunca iskan ve istihdam alanları açıldı ve birçok mahalle bu yol boyunca oluştu.

1955-1960 dönemi belediye, karayolları, limanlar dairesi ve daha sonra devreye giren İmar İskan Bakanlığı ile ortak çalışmalar sonucu proje ve uygulamaların yoğun olduğu hareketli bir dönem olmuştur. 1959 yılında İstanbul İmar ve Planlama Müdürlüğü ve bu müdürlükçe üretilen çalışmaların denetim ve uygulamaya dönüşmesinin sağlanması için bir idare kurulu oluşturulmuştur. 1960’larda yetersiz kalan Londra Asfaltına ilaveten güneyden yeni bir yol, E-5 inşa edilmiş ve bu yol da Bahçelievler’i güneyden sınırlandırmıştır. Bu yol boyunca birçok fabrika kurulunca yerleşim kent görünümü almaya başlamış ve büyük iskan alanı olmuş ve bugünkü Bahçelievler inşa edilmiştir. İlçe bu yıllarda idari açıdan Bakırköy’e bağlı olduğu için idari ve sosyal açıdan yetersiz kalmış ve ilçenin dışarı bağımlılığı artmıştır. 1978’lerden itibaren ilçede, devletin yapılaşma politikası yüzünden bugünkü görünümü olan yüksek binalar inşa edilmiştir. Buna rağmen Bahçelievler İstanbul’un diğer ilçelerine göre daha az gecekonduya sahip ve yerleşim daha planlıdır.

Bugün ilçe sınırları içinde bulunan Bahçelievler Mahallesi, 1980 öncesinde İstanbul Belediyesi sınırları içinde bulunuyordu. Yine bugünkü ilçe sınırları içinde bulunan bölgelerde, Kocasinan ve Yenibosna Belediyesi adı altında iki belde belediyesi faaliyet göstermekteydi. 1982 yılında İstanbul Belediyesine bağlı bir şube müdürlüğü durumuna getirilen Kocasinan ve Yenibosna belediyeleri, 1984 yılında Büyükşehir uygulamasına geçilmesiyle birlikte Bakırköy ilçe belediyesine bağlanmıştır.

İlçe 3806 sayılı yasa ile 25 Ağustos 1992 tarihinde Bakırköy ilçesinden ayrılarak Bahçelievler ilçesi ve onun yerel örgütü olarak Bahçelievler İlçe Belediyesi kurulmuştur. Yönetim yapısının ve bağlantılarının böylesine sık değişimi hem ilçedeki sosyo-ekonomik gelişmeyi, hem de yönetim geleneklerinin oluşumunu engellemiştir.

Bahçelievler Tarihi Eserleri

Havuzlu Köşk ve Çeşmesi

Havuzlu Köşk (Siyavuş Paşa Kasrı), Milli Egemenlik Parkı’nın içinde bulunmaktadır. Yapılan ek ve değişikliklere karşın, köşkün genel görünüşü 16. yüzyıl Osmanlı sivil mimarlığının tüm özelliklerini yansıtmaktadır. Günümüzde çocuk kitaplığı olarak değerlendirilmektedir. Adını; 16. yüzyılda III. Mehmed zamanında iki defa sadrazamlık yapmış olan Siyavuş Paşa‘dan almıştır.

Siyavuş Paşa Çeşmesi’de Günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca Siyavuş Paşa Kasrı çevresinde bulunan diğer tarihi kalıntılarında han ya da hamam olduğu sanılmakta.

Çoban Çeşmesi ve Köprüsü

Çobançeşme Köprüsü (Mimar Sinan Köprüsü), Londra Asfaltı’nın Atatürk Havalimanı kavşağında yer alır. Altı kemerli, 38 metre uzunluğunda, yontma taşlardan yapılmıştır. Bizans İmparatorluğu dönemine ait bu köprü, suyu bol Ayamama Deresi üzerine kurulmuş iken şimdi suları çekilmiş kuru bir dere yatağı üzerindedir. Çoban Çeşmesi ise aynı köprünün yanındadır.

Soğanlı Çeşmesi

Soğanlı çeşmesi Bizans İmparatorluğu döneminde askerlerinin susuzluğunu giderebilmek için yapılan çeşmedir.

Viran Saray (Viran Bosna)

Yenibosna Merkez Mahallesinde Yenibosna İlköğretim Okulu’nun güneybatısında yer almaktadır. Şu anda tamamen viran olmuş, sarayın kalıntıları vardır. Yapılan incelemede Osmanlı Dönemine ait olan saray, bugünkü Yugoslavya’da bulunan Bosna kentinden ismini almıştır. Önceleri Saray Bosna iken saldırı sonucu yıkıldıktan sonra Viran Bosna adını almıştır.

Bağcılar Kurye

Bağcılar Kurye

Bağcılar içerisinde kurye arkadaşlarımız ve ekibimiz ile gitmesi gerken, gelmesi gereken evrak, paket gibi her türlü gönderiyi yerine hızlı ve güvenli şekilde iletiriz. Samimi ve güler yüzlü çalışanlarımız sayesinde sizlere 1. kalite bir hizmet sunuyoruz.

Bağcılar Tarihçesi

Osmanlı Dönemi Bağcılar

Bağcılar Belediyesi’nin düzenlemiş olduğu “Köyden Kente Geçmişten Geleceğe Bağcılar” adlı kitabın tanıtım konferansında Bağcılar’ın bilinen tarihi ve keşfedilen yeni bilgiler detaylıca açıklanmıştır.

Bağcılar’ın 143 yıl önceki fotoğraflarına ulaşılmıştır. Genç Osman‘ın 403 yıl önce Bağcılar ilçe merkezi bölgesinde cami yaptırdığı bilinmektedir.

Halihazırda Bağcılar’ın merkezine sınırda bulunan Güngören ilçe sınırında kalmış yine Genç Osman’ın yaptırmış olduğu 400 yıllık bir cami bulunmaktadır.

İlçede tahrip olsa da bilinen tarihi eserler mevcuttur. Bağcılar ilçesinin askeri alanında bulunan su kemerleri zamanında İstanbul şehrinin su ihtiyacını karşılamakla görevliydi. Bağcılar’da İstanbul’a gelen tüccarların İstanbul’a giriş izni aldığı kaşıkçı hanının da varlığı bilinmektedir. Bağcılar ilçesinde varlığını sürdüren en eski tarihi yapılardan birisi de Mahmutbey Mahallesinde bulunan tarihi çeşmelerdir. Bu çeşmeler zamanında Osmanlı padişahları tarafından İstanbul’un çeşitli yerlerine yaptırılmıştır.

Bağcılar ismi üzüm bağlarının çokluğu sebebiyle verilmiş, Bağcılar belde olunca Yeşilbağ olarak değiştirilmiş ve Bağcılar ilçe olunca Bağcılar ismi tekrar verilmiştir.Osmanlı dönemi gayrimüslimlerin yoğunlukta olduğu Bağcılar’ın eski ismi Çıfıtburgaz (Yahudburgaz)dır.

Cumhuriyet Dönemi Bağcılar

Bağcılar, Osmanlı döneminde Rum ahalinin yaşadığı Mahmutbey Nahiyesi‘nin köylerinden biridir.

Mahmutbey Nahiyesi İstanbul’un en eski yerleşim merkezlerinden olup 11 köyün kendisine bağlı olduğu bir yerleşim merkezi idi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstatistik Müdürlüğü’nce “İstanbul Şehri İstatistik Yıllığı 1930-31” adlı eserde bu köylerden altı tanesinin isimleri şunlardır: Avaz Köyü, Ayapa Köyü, Ayayorgi Köyü, Çıfıtburgaz Köyü, Vidoz Köyü ve Yeni Bosna Köyü. Zamanla bu köylerin isimleri Avas Atışalanı, Ayapa Kirazlı, Litros Esenler; Vidos Güngören, Ayayorgi Kayabaşı, Nifos Kocasinan ve Çıfıtburgaz ise Bağcılar olarak değiştirilmiştir. Çıfıtburgaz, “Yahudi kulesi” anlamına gelmektedir.[5] Mahmutbey Nahıyesi 1950’li yıllarda içinde jandarma karakolu, sağlık merkezi, eczanesi, postahanesi, Elektrik Birliği,sineması, misafirhanesi, köy muhtarlığı ve okul müdürlüğü lojmanı bulunan bir köy konağına sahipti.[6]

Bağcılar’ın ilk şehirleşme evresi için, İstanbul şehriyle tamamen bir bütünlük arz ettiği 1980’li yıllara kadar olan zaman diliminin incelenmesi gerekir. 1980’li yıllara kadar Topkapı ve Bakırköy ekseninde bir gelişim yaşandığı görülür. İlçenin günümüzde en yoğun caddelerinden biri olan, Bağcılar ile Bakırköy’ü birbirine bağlayan Bağcılar Caddesi ve ona paralellik arz eden sokaklarda, Bağcılar ilçe merkezinin tamamında ve (kısmen) Bağcılar’ın bucak merkezlerinde ilk şehirleşme evresinin olduğu tanımlanabilir. Bu bağlamda ÇınarMerkezSancaktepeYavuz SelimYenigün ve Yıldıztepe mahalleleri ilk şehirleşme evresi yaşanan mahallelerdir. 1990’lu yılların başında ise Güneşli ve Mahmutbey semtleri, semtleri birbirine bağlayan ara bölgelerin de tamamen şehirleşmesiyle, Bağcılar ilçe merkeziyle tamamen bir bütünlük arz etmiştir. Bağcılar’ın Topkapı-Bakırköy ekseninde gelişen bölgesi, Güngören ve Bahçelievler’inde sınırlarına dahil olan bu semtin yoğun bir parselleşme sürecinde yer alması sebebiyle 1980’lerde Parseller ismini almıştır.[7] Semt, bu 3 ilçenin de en yoğun bölgesidir.

Bağcılar ilçesinin tamamen şehirleşmesi Bağcılar’ın 1992 yılında Bakırköy’den ayrılarak ilçe olmasına neden oldu. Bağcılar, aldığı yoğun göç ve plansızlığı ile bilinen bir ilçeydi. Şuan ise son yıllarda nüfusu düşen

ve kentsel dönüşüm çalışmalarının yoğun olarak sürdürüldüğü bir ilçedir.

İlçede tarihi eşyaların görülebileceği 2 adet müze mevcuttur. Çevre ilçelerde müze olmaması Bağcılar’ı bu konuda farklı kılmıştır.

Bağcılar Ulaşım

Bağcılar, toplu taşıma alanında İstanbul’un gelişmiş ilçesidir. İlçe, metro bakımından M1ʙ metro hattı ile Yenikapı‘ya bağlanmış M3 metro hattı ile Kirazlı‘dan Atatürk Olimpiyat Merkezi ve Başakşehir – Metrokent‘e bağlanmıştır, M7 hattı‘ı ile de Mahmutbey‘den Mecidiyeköy‘e gider ayrıca hattın Kabataş ve Esenyurt‘a uzatma inşaatlarıda devam etmektedir. Tramvaylarda ise T1 tramvay hattı Bağcılar’dan başlayarak Kabataş‘a kadar devam eder. Yapımı devam eden veya düşünülen M3 Kirazlı – BakırköyM9 Ataköy – İkitelli Sanayi ve HızRay hatları ilçenin sınırlarından geçmektedir. Ayrıca ilçenin içinden geçen minibüs ve İETT otobüsleri ile Metrobüs‘e ulaşım kolaydır.

Arnavutköy Kurye

Arnavutköy Kurye

Arnavutköy içerisinde kurye arkadaşlarımız ve ekibimiz ile gitmesi gerken, gelmesi gereken evrak, paket gibi her türlü gönderiyi yerine hızlı ve güvenli şekilde iletiriz. Samimi ve güler yüzlü çalışanlarımız sayesinde sizlere 1. kalite bir hizmet sunuyoruz.

Arnavutköy Tarihçe

Arnavutköy’ün yerleşim yeri olarak kurulduğu tarihi saptamak güç, ancak arşivlerden çıkan haritalardan bölgenin 1850’li ve 1890’lı yıllarda dahi (Arnaout Kevi) Arnavutköy ismiyle anıldığı, haritalarda da bu isimle yer aldığı bilinmektedir. Daha detaylı bilgilere ise 1920’li yıllardan itibaren ulaşılabilmektedir.

Arnavutköy, mübadeleden (yaşayan halkların değişimi) önce yaklaşık 180 haneden oluşan Rum köylülerin yaşadığı ve şimdilerde “Eski Köy”, “Köy içi”, “Aşağı Köy” gibi değişik adlarla anılan bir bölgede yer alıyordu. 1923 Lozan Anlaşması çerçevesinde; Yunanistan ve Türkiye arasında yaşayan halkların değişimi “mübadele” protokolünün imza altına alınmasıyla birlikte karşılıklı göçler başlamıştır. Halkların karşılıklı değişimini öngören Protokol gereği bu bölgede yaşayan Rum Köylüler Yunanistan’a, Yunanistan Drama (il) bölgesinde yaşayan Türkler ise bu bölgeye yerleştirilmişlerdir. Türkler, bu bölgeye yerleşim esnasında Rum köylüleri ile 2 ay beraber yaşamışlardır. Daha sonra Rumlar kendilerine ait bir kilisenin de bulunduğu bu bölgeden evlerini bırakarak anlaşma gereği kendi topraklarına göç etmişlerdir.

Bir tane okul ve bir tane bakkalı olan yolcuların konakladığı han ve kahvehanesi olan köyde ulaşımın ve yolların bulunmamasından dolayı İstanbul’a at arabaların kullanıldığı araçlarla konvoy yapılarak gidilebiliyordu. Edirne asfaltı olarak bilinen yol güzergâhı 1939 yılından sonra ulaşımın kolay olması açısından yeniden düzenlenmiştir. Bu bölgeye Bulgaristan ve Yunanistan’dan mübadele yolu ile gelen Türklerin yerleşimi ile hane sayısı 350’ye ulaşan Arnavutköy 1951 yıllarında yeni yerleşimlerle bugünkü merkez isimli bölge şekillenmeye başlamıştır. 1963’e kadar Arnavutköy Çatalca‘nın Boyalık Bucağı’na (merkezi Hadımköy) bağlı bir köyken o yıl Eyüpsultan‘dan ayrılıp ilçe olan Gaziosmanpaşa‘ya bağlanmıştır.

Beldede İmrahor adı verilen bölge isim itibarıyla Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişahın atlarına ve onlarla alakalı araçlara bakmakla yükümlü olan kişinin adıdır. Rivayet olunur ki, İmrahor, Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmet’in atlarının bulunduğu bir hara ile anılmıştır. 1893 yılında Tatar Türklerinin yerleşimi ile faaliyete geçmiştir. İmrahor tarihi dokusu ve doğal zenginliği ile tartışılmaz güzellikte olan bir mesire yeridir. Yıllar itibarıyla ülke genelinde köylerden şehirlere doğru yaşanan göç furyasından Arnavutköy’de nasibini almış ve giderek büyük bir merkez haline gelmiştir. 22 Mart 2008 tarihli Resmi Gazetede yer alan ve 1 Ocak 2009’da yürürlüğe giren kanun ile Arnavutköy’ün kaderi değişmiş ve Çatalca’ya bağlı Durusu ve Hadımköy beldeleriyle Gaziosmanpaşa’dan Boğazköy, Haraççı, Bolluca ve Taşoluk beldelerini de alarak ilçe olmuştur. Bugünkü sınırlarına 12 Kasım 2012’de kabul edilen 6360 sayılı kanunla Bahşayiş ve Nakkaş mahallelerini Çatalca’ya vererek ulaşmıştır.

Arnavutköy Coğrafyası

Arnavutköy’ün yüzölçümü 453 km2‘dir.[1] Doğusunda Eyüpsultan, güneydoğusunda Başakşehir ve Esenyurt, güneyinde Büyükçekmece ve batısında Çatalca ilçelerine komşudur. Ayrıca bu ilçenin kuzeyden Karadeniz‘e kıyısı vardır ve ayrıca Durusu Gölü‘nün doğu, Küçükçekmece Gölü‘nün kuzey ve Büyükçekmece Gölü‘nün kuzeydoğu kıyıları ilçe sınırlarında kalır.

Beykoz Kurye

Beykoz Kurye

Beykoz içerisinde kurye arkadaşlarımız ve ekibimiz ile gitmesi gerken, gelmesi gereken evrak, paket gibi her türlü gönderiyi yerine hızlı ve güvenli şekilde iletiriz. Samimi ve güler yüzlü çalışanlarımız sayesinde sizlere 1. kalite bir hizmet sunuyoruz.

Beykoz Tarihçe

Beykoz’un tarihine ilişkin olarak bilinen en eski tarih M.Ö. 700’lerdir. Bu dönemde deniz yoluyla gelip Beykoz’u kendilerine yurt edinen Traklar, Beykoz’da yerleştiği bilinen ilk halk olarak karşımıza çıkar. Her ne kadar sanat tarihçileri ve arkeologlar çok daha önceki dönemlerde Karadeniz’den Boğaz’a doğru seyreden tepelerde Apollon tapınağı benzeri yapıların olduğunu öne sürmekte ve dolayısıyla da Beykoz’un bir kent olarak tarihini çok daha önceki tarihlere götürmek gerektiğini iddia etseler de, örgütlü bir toplumsal hayatın Beykoz’da söz konusu tarihle birlikte  başladığını söyleyebiliriz.

Traklar, Trakya’ya adını veren ve tarihte savaşçı özellikleriyle bilinen bir topluluktur. Trakların tarihte balıkçı köyleri, müstahkem kalelerle çevrili kentler ve çok çeşitli yerleşme birimleri inşa ettikleri bilinmektedir. Trakların Hint-Avrupa kökenli bir halk olduğu söylenmekte, ancak yazılı bir kültüre sahip olmadıkları için haklarında yeterince bilgi edinme imkânı bulunmamaktadır. Trak toprakları geniş bir coğrafyayı içerisine alsa da, esasında doğu ve batı Trakya bölgesinde konuşlandıkları bilinmektedir. Traklar hiçbir zaman hakimiyetleri altında bulunan toprakları idare edecek tek bir devlet kuramamış, daha ziyade parçalı bir yönetim yapısı ortaya koymuşlardır. Bununla birlikte Traklar kendi içerisinde güçlü yönetim mekanizmaları geliştirmeyi başarabilmişlerdir.

Traklar Beykoz’a geldiklerinde, kralları Amikos’un ismine binaen, buraya “Amikos” adını vermişlerdir. Amikos, Beykoz’un bilinen en eski adıdır. Boğaz’ı geçerek Beykoz’a gelen Traklar burada Bebrik Devleti’ni kurmuşlardır. Bir rivayete göre Bebrikler isimlerini Akdeniz kıyısında, Pirenelerin kuzeyinde ve güneyinde bulunan eski bir İber kavminden almışlardır. Bebrikler M.Ö. 337 yılında Bitinyalıların saldırısına uğramış ve Bebrik Devleti uzun süren kanlı mücadele ve savaşların ardından yıkılmıştır.

Bitinya dönemi, Beykoz’un yavaş yavaş gelişmeye başladığı bir dönemdir. Beykoz (Amikos), yönetim mekanizmasının babadan oğula geçen bir krallık sistemine bağlı olduğu Bitinyalılar devrinde tam dokuz kral görmüştür. M.Ö. 74 yılında Bitinya kralı IV. Nicomedes ölüm döşeğindeyken tüm krallığını Roma imparatorluğuna devretmiştir. Bunun üzerine Roma İmparatorluğu Bithinya’yı bir eyalet olarak ilan etmiştir. Ancak Pontus kralı III. Mithridates Bithinya’yı zaptetmiş ve M.Ö. 74 yılının ortasında Roma İmparatorluğu bölgeyi yeniden ele geçirmek üzere, askeri bir birlik hazırlamış ve bölgeye yollamıştır. On yıllık bir mücadele neticesinde M.Ö. 65 yılında Bithinya Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiş, Pontus toprakları da Bithinya topraklarına dahil edilmiştir. III. Mithridates’in M.Ö. 63 yılında yakalanması ile birlikte tarihte Üçüncü Mithridates Savaşı olarak bilinen savaş son bulmuştur.

M.S. 395 yılında Roma İmparatoru Büyük Teodosyus imparatorluğu, Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) ve Batı Roma İmparatorluğu olarak ikiye bölene dek Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan Beykoz, bu tarihten itibaren Bizans İmparatorluğunun egemenliği altına girer. Pers İmparatorluğu 609 yılında Beykoz’u sınırlarına dahil eder. Persler altmış yıl bu topraklarda kaldıktan sonra, 669 yılında Müslüman Araplar bu toprakları Perslerden alırlar. Kısa bir süre sonra çekilen Arapların ardından bölgenin hakimiyeti yeniden Bizanslıların eline geçer. Bizanslıların bölgedeki bu üstünlükleri yedi yüz yıldan daha fazla, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid’ın bölgeyi ele geçirdiği tarih olan 1402 yılına kadar devam eder. İstanbul’un Fatih Sultan Mehmed tarafından fethinden 51 yıl önce, Beykoz (Amikos) Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içerisine dahil edilir. Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına dahil edilen kentin adı bundan böyle Amikos değil, Beykoz’dur. Beykoz isminin nereden geldiğine ilişkin olarak da çeşitli rivayetler söz konusudur. Bu rivayetler içerisinde en bilineni, Beykoz isminin Kocaeli beylerbeylerinin Beykoz’da oturmasına nispetle üretilenidir.

Rivayete göre Farsçada köy anlamına gelen kos sözcüğünün Türkçe bey sözcüğüne eklenmesi sonucunda ortaya çıkan Beykos (Beyköyü) sözcüğü kentin adı olarak kalmıştır. Beykos zamanla Beykoz’a dönüşmüştür. Bilinen bir başka rivayet ise, Beykoz isminin, kentin Osmanlı idaresi altına girdiği dönemden sonra kentte inşa ettirilen On Çeşmeler adlı bir çeşmenin yanında bulunan büyük bir ceviz ağacına binaen ortaya çıktığını iddia etmektedir. Bu rivayete göre söz konusu dönemde koz kelimesi ceviz sözcüğünü nitelemek üzere kullanılmaktadır. Bu yörede ceviz ağaçlarının çok fazla sayıda bulunması nedeniyle de bu yöreye Binkos adının verildiği ve bu ismin zamanla Beykoz ismine dönüştüğü öne sürülmektedir.

Muhteşem dereleri, birbirinden güzel mesire yerleri, bereketli toprakları, cömert denizi ve aynı zamanda geniş bir av sahası da olan yemyeşil ormanlarıyla bir masal kentini andıran Beykoz, Osmanlı Devleti tarihinde önemli bir yere sahiptir. Av alanlarının uygunluğu münasebetiyle Osmanlı yönetici sınıfının gözde mekanlarından birisi olmuştur Beykoz. Padişah başta olmak üzere avın kendileri için bir tutku olduğu saray erkanı, Osmanlı’nın son dönemlerine dek Beykoz’u kendilerine mesken tutmuşlardır. Özellikle Tokat Bahçesi, bugünkü Akbaba köyü civarı ve Çubuklu yöresinde düzenlenen av partileri ile ilgili birçok tarihsel anekdot ve resmi kayıt söz konusudur. Ünlü seyyah İbn Battuta’dan öğrendiğimize göre, av partileri Türk yönetici sınıfının ayırt edici özelliklerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu bölgeler Osmanlı yönetici sınıfının avlanma yeri olarak tayin edilmiş bölgeler olup, tebaadan birilerinin avlanması yasaklanmıştır.

Beykoz’un gözdesi köşklerin bu bölgede ortaya çıkışları doğrudan bu av merakıyla bağlantılı bir gelişmedir. Zamanla padişahların ve önde gelen saray erkanının konaklayabilmesi için birbirinden güzel av köşkleri inşa edilmiştir Beykoz’da. Bu bağlamda bugün esef arkasında herhangi bir iz bırakamayan, tarihsel önemi haiz av köşklerinden olan Tokatköy’deki Tokat Kasrı ve bahçelerine değinmek yerinde olacaktır. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Tokat Kasrı’nın Fatih Sultan Mehmed tarafından yapıldığını şu cümlelerle anlatmıştır

Fatih Sultan Mehmet’in seferde olan sadrazamının gönderdiği haberci, nefes nefese, heyecanla Tokat’ın fethedildiği müjdesini verince Fatih Sultan Mehmet: “Tez şurada bir bahçe yapılsın ismine de Tokat bahçesi denilsin. Tokat surlarına benzeyen bir set çekilsin (…)” demiş. Etrafı surlarla veya çitlerle çevrili bu bahçe içerisinde bir zarafet timsali bir köşk, muhteşem bir havuz, enfes bir şadırvan ve güzel bir hamam yaptırılmış, geniş bir alana sahip olan bahçesinde ise av hayvanları yetiştirilmiştir. Bu yapının yer aldığı Tokatköyü’ne muhteşem bir kemerli beton köprü üzerinden geçmek suretiyle varılmaktadır. Bu kasrın ve bahçenin bakımı emri altında yüz bostancının bulunduğu bir bahçıvan başı tarafından sürdürülmüştür. Bu kasrın özellikle genç yaşta tahta çıkan IV. Murat (1623-1640) tarafından çok beğenildiği bilinmekte, onun bu bahçenin çimenliğinde cirit oynattığı söylenmektedir. Yapıldığı tarihten itibaren Tokat Kasrı’na ve Beykoz’un bizatihi kendisine tahta geçen bütün Osmanlı padişahlarının rağbet gösterdikleri bilinen bir gerçektir. En fazla tercih edilen av türleri kuş, geyik ve karaca avı olmuştur. Kuş avı daha ziyade doğanlar kullanılarak yapılırken, geyik ve karaca avı eğitilmiş köpekler kullanılarak yapılırdı. Özellikle yenileşme döneminin Osmanlı Devleti’nde nasıl bir seyir aldığını izlemek açısından Beykoz’da düzenlenen av partileri oldukça enteresan malzemelerle doludur. On sekizinci yüzyıl sonrasında Sakson türündeki av köpekleri Avrupa’dan getirilmeye başlanmıştır. Ava en düşkün padişahın kendisi için “avcı” lakabının kullanıldığı IV. Mehmed (1642-1693) olduğu söylenir. IV. Mehmed’in en kısa avının üç ay sürdüğü rivayet edilir. IV. Mehmed av merakı nedeniyle devlet işlerini ihmal etmekle suçlanmış, bunun üzerine kendisine yöneltilen eleştirilere tepki olarak tahtını Edirne’ye taşımıştır. Beykoz merkezli av partilerinde kullanılan silah teknolojileri de zamanla değişmiştir. On sekizinci yüzyıla dek ok ve yay ile yapılan avlar, bu dönemden itibaren yerlerini dolma çakmaklı tüfeklere ve daha sonrasında ise fişek atan kırma tüfeklere bırakmıştır. Yirminci yüzyılın başına gelindiğinde Beykoz’dan Şile’ye ve Ömerli’ye dek uzanan ormanlık sahada karaca ve yaban domuzu avı yapılmaktadır.

Bu avlar daha ziyade köpekler eşliğinde ve sürek avı biçiminde gerçekleştirilmekteydi. Beykoz’un doğusunda yer alan sık ormanlık alanlarda halihazırda yaban domuzu avı yapılabilmekte, ilçe sınırlarının kuzeydoğu yakasında tavşan, çulluk, tilki ve nadiren olmakla birlikte dağ kekliği avlanabilmektedir. Ayrıca Ömerli baraj gölü civarında kaz ve ördek avı da yapılabilmektedir.

Osmanlı tarihinin en önemli seyyahlarından olan Evliya Çelebi, Beykoz’u şu satırlarla anlatır: “(…) lebi deryadan bağlar kenarından gitmek üzere Servi Burnun’nun üç bin adım güney tarafında, bir liman-ı âzimin kenarındadır. Sekiz yüz haneli, bağ ve bahçeli, mamur bir kasabadır. Camii, mescidi, hamamı, sıbyan mektebi, küçük sokakları, ağaçlarla müzeyyen çarşı ve pazarı vardır. Çarşı ve pazarı çok bakımlıdır. Halkı bahçıvan, oduncu ve balıkçıdır. Ab-ı havası nefistir. İskelesinde bir kılıç balığı dalyanı vardır. Beş altı gemi direğini birbirine bağlayıp denize dikmişlerdir. Karadeniz tarafından kılıçbalıkları geldiğinde direğin tepesindeki âdemler ellerindeki taşları kılıçbalıklarının arkasına doğru atınca balıklar emin yerdir diye liman ağzına doğru girer. Burada ağlara takıldıklarında balıkçılar kayıklarla kılıçbalıklarına yanaşıp kargı ve tokmaklarla bunları avlarlar. Buradan içeride Akbaba, Sultan, Ali Bahadır, Dereseki, Alemdağ, Koyun Korusu, Yuşa Nebi mesireleri vardır.” Bugün Beykoz, yukarı boğazın yüzyıllardan beri en şöhretli mesiresi olan, geniş bir vadiyi dolduran ve ulu çınarların süslediği Beykoz çayırına sahiptir. Çayır, Hünkar iskelesinden darala darala Tokat mevkiine kadar uzanmaktadır. Çayırın içerisinde yer alan türlü türlü mekanlar, ağaçlarla çevrili yollarla birbirine bağlanır. Bu, başka bir mesirede rastlayamayacağımız nadide bir güzellik sunar bizlere. Ağaçların boylarına bakılarak bu yolların en az yüz elli iki yüz öncesinde yapılmış olduğu sonucuna rahatlıkla varılabilir. İstanbul’un, Boğaziçi’nin, Anadolu Yakasının en şirin ilçelerinden birisi olan Beykoz, hala müstakil bir tarihinin yazılmasını beklemektedir. Bu güzel kentin tarihini yazmayı başarabilenler, kültür dünyamıza çok önemli bir katkıda bulunmakla kalmayacaklar, kentin zengin tarihsel birikiminin de bir parçası olacaklardır.

Beykoz Sosyal Hayat

Beykoz’da gözle görülür bir plansız yapılaşma ve konut sıkıntısı yaşanmakta olup, nüfusun 1/4’e yakını tapusuz gecekondu tipi evlerde oturmaktadır. İmar durumu yakın zamana kadar imar mevzuatının tatbikatındaki gecikmeler yüzünden son derece düzensizdir. Büyük ölçüde eksik olan altyapı tamamlanmaya çalışılmaktadır. İlçe nüfusunun büyük bölümünü Beykoz’a bölge dışından iç göçle gelen vatandaşlar oluşturmuştur. Yaşanan aşırı iç göç sonucunda birçok yerde doğal bitki örtüsünün yok edilmesi ile yerleşim alanları meydana gelmiştir Yer şekillerinin de engebeli olması plansız yapılaşmanın sebeplerinden biridir. Arazi mülkiyeti genellikle orman ve hazineye ait olup, şahıs mülkiyetindeki arazilerin sınırlı olması ve büyük parseller içermesi yüzünden işgallerle konut alanı haline dönüştürülmüştür. Eski yerleşim alanı olarak Merkez, Yalıköy, Paşabahçe, Anadolu Hisarı, Kanlıca’nın bir kısmı müstakil ve eski tip konut tarzını koruyabilen mahalleler arasındadır.

Üsküdar Kurye

Üsküdar Kurye

Üsküdar içerisinde kurye arkadaşlarımız ve ekibimiz ile gitmesi gerken, gelmesi gereken evrak, paket gibi her türlü gönderiyi yerine hızlı ve güvenli şekilde iletiriz. Samimi ve güler yüzlü çalışanlarımız sayesinde sizlere 1. kalite bir hizmet sunuyoruz.

Üsküdar Topoğrafya

İlçe toprakları İstanbul Boğazı kıyılarının güneydoğusunda kabaca kuzey-güney doğrultusunda uzanır. Bu toprakların genel eğimi doğu kesimde, Kocaeli Yarımadası‘nın iç bölümlerine, güney kesimde Marmara Denizi kıyısına, batı kesimde ise İstanbul Boğazı kıyısına doğrudur. Orta kesimde kabaca kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan bir sırt yer alır. Bu sırt güney kesimdeki Büyük Çamlıca Tepesi‘nde 268 m yüksekliğe erişir. Büyük Çamlıca Tepesi, Üsküdar’ın en yüksek noktasıdır. Öbür önemli yükselti 227 m’lik Küçük Çamlıca Tepesi‘dir.

Üsküdar’da başlıca akarsu, Küçüksu Deresi‘nin başlangıç kollarıdır. Beylerbeyi‘nden denize dökülen İstavroz Deresi Kısıklı eteklerinden çıkarak akar ancak son yıllarda bu derenin üstü birçok yerde kapatılmıştır. İstanbul ilinde koruların azımsanmayacak kadar yer kapladığı ilçelerden biri de Üsküdar’dır. İstanbul Boğazına olan sahil uzunluğu 12 km’dir.

Üsküdar Coğrafya

İlçeye adını, güneybatı kesimdeki eski iskele yerleşmesi verir. Günümüzde hemen hemen Selman Ağa, İnkılap, Gülfem Hatun ve Rumi Mehmet Paşa mahallelerini içine alan bu tarihsel yerleşmeye Üsküdar denir. Bazı kaynaklara göre, Moda Burnu’nda oturan Halkedonlular teknelerini MÖ 7. yüzyılda Üsküdar kıyısında bulunan tersanelerde inşa ediyorlardı. Adının, Yunanca Skutarion (Skytarion) ya da Latince Skutari’nin (Scutari) zamanla değişime uğramasıyla bugünkü halini aldığı sanılır. Semt MÖ 5. yüzyılda kıyıdaki yerleşim bölgesini surla çeviren Atinalılar döneminden ve hatta daha da önceden beri önemli bir ulaşım ve konaklama merkeziydi. Boğaz‘ın iki yakası arasındaki ulaşımda tarih boyunca büyük önem taşıdı. Bizantion ve Konstantinopolis‘i ele geçirmek amacıyla değişik dönemlerde doğudan gelen farklı güçlerin düzenledikleri saldırılar sırasında hep askeri üs olarak kullanıldı. Ulaşım, konaklama, askeri üs olarak yararlanılmasının yanı sıra, ticari açıdan da büyük önem taşıyan Üsküdar, Konstantinopolis’in fethinden çok önce 1352’de Türklerin eline geçti. Orhan Gazi döneminden beri Osmanlıların denetiminde olan Üsküdar’a Türklerin geniş ölçüde yerleşmesi II. Mehmed (Fatih) dönemine rastlar.

İstanbul’un fethinden sonra, kent ile çevresinde yönetim ve yargı düzeninin kurulması sırasında iki büyük birim belirlendi. Suriçindeki kentsel alanı İstanbul Kadılığı temsil ediyordu. Sur dışında banliyö durumundaki EyüpsultanGalata ve Üsküdar kadılıklarına ise Bilâd-ı selâse deniyordu. Üsküdar kadısı, öbür kadılarla birlikte padişah ve sadrazama bağlıydı. AnadolukavağıGebzeKartalPendik ve Şile‘de Üsküdar kadısının birer naibi vardı. Beykoz Kazası da Üsküdar Kadılığı’na bağlıydı ama naibini arpalık olarak bu kazayı yöneten müneccimbaşı belirlerdi. Kandıra ve Şile kazaları da 1581’de Üsküdar Kadılığı’na bağlandı. 1826’da İhtisab Nezareti, 1846’da da adı daha sonra Zaptiye Nezareti olarak değiştirilen Zaptiye Müşirliği kuruldu. 1867’de çıkarılan Vilayetler Nizamnamesi’ne göre İstanbul’da valilik kurulmamış, bu görev Zaptiye Müşirliği tarafından yürütülmüştür. Bu dönemde Dersaadet ve Bilad-ı Selase, Bab-ı Zaptiye’ya bağlı değildi. 1854’te şehremaneti kurulunca İhtisab Nezareti kaldırıldı ve 1877’de BeyoğluİzmitKaza-ı Erbaa‘yla birlikte Üsküdar da mutasarrıflık yapıldı. Bu mutasarrıflıklar Zaptiye Nezareti’ne bağlıydı. Üsküdar Mutasarrıflığı’nın Beykoz, Gebze, Kartal ve Şile kazaları vardı. 1918’de İstanbul Vilayeti’ne bağlı Beyoğlu ve Üsküdar mutasarrıflıkları, Cumhuriyet’in İlanı‘ndan sonra 1924’te tüm sancaklar vilayet yapılınca ayrı birer vilayet (il) oldular. 1926’daki yönetsel düzenlemeler sırasında Üsküdar da kaza (ilçe) yapılarak İstanbul Vilayeti’ne bağlandı.

1877’de İstanbul Şehremaneti 20 belediye dairesine ayrıldı. Bunlardan 4’ü bugünkü ilçe sınırları içindeydi. Anadoluhisarı ve çevresine On Dördüncü Daire, Beylerbeyi ve çevresine On Beşinci Daire, Paşalimanı ve çevresine On Altıncı Daire, Üsküdar ve Doğancılar çevresine On Yedinci Daire adı verilmişti. 1913’te daireler kaldırıldı ve 9 şube kuruldu. Üsküdar uzun süre 1930’da adı değiştirilen İstanbul Belediyesi’nin şube müdürlüklerinden biriydi.

Eskiden doğuda Kartal‘a komşu olacak kadar geniş bir alanı kaplayan Üsküdar’ın görünümü, tüm ilde olduğu gibi 1950’lerden itibaren hızla değişmeye başladı. Ülkenin çeşitli yörelerinden İstanbul’a yönelen göçten Üsküdar da payına düşeni aldı. 1960’larda ÇamlıcaBulgurlu ve daha doğudaki alanlarda hızlı bir gecekondulaşma yaşandı. Bu yıllarda sanayi bölgesi olarak belirlenen Ümraniye ve çevresinde gecekondular ve gecekondu mahalleleri oluştu. Buradaki hızlı nüfus artışı 1963’te Ümraniye’de belediye kurulmasını zorunlu kıldı. Boğaziçi Köprüsü‘nün açılması Kadıköy‘de olduğu gibi Üsküdar’da da yerleşimi özendirdi. Otomobil edinmenin yaygınlaşmasının getirdiği ulaşım kolaylığı ilçenin İstanbul Boğazı’na bakan semtlerinde de nüfus artışına neden oldu. İlçenin 1970-1980 arasındaki yıllık ortalama nüfus artışı yüzde 10’u aştı. Bunun nedenlerinden biri de Fatih Sultan Mehmet Köprüsü çevre yollarının geçtiği kırsal kesimde hızlı bir yapılaşma yaşanmasıydı. Bu gelişmeler Ümraniye’nin 1987’de ilçe yapılmasıyla sonuçlandı. Bu yüzden, 1985’te 490.185 olan Üsküdar’ın nüfusu 1990’da 395.623’e geriledi.

2008 yılında yapılan idari düzenlemeyle, ilçenin güneydoğusundaki 3 mahalle (Örnek, Esatpaşa ve Fetih) Üsküdar’dan ayrılarak yeni kurulan Ataşehir‘e katıldı.

 

Kadıköy Kurye

Kadıköy Kurye

Kadıköy içerisinde kurye arkadaşlarımız ve ekibimiz ile gitmesi gerken, gelmesi gereken evrak, paket gibi her türlü gönderiyi yerine hızlı ve güvenli şekilde iletiriz. Samimi ve güler yüzlü çalışanlarımız sayesinde sizlere 1. kalite bir hizmet sunuyoruz.

Kadıköy Etimoloji

İlçenin Antik Çağ’daki adı olan Kalkedon Yunanca “bakır” anlamına gelen Halkis Χαλκίς)kelimesiyle ilişkili olup, Özhan Öztürk‘e göre aynı dönemde Yunanistan’da Euboea’da bakır madenlerine yakın konumlanmış olan Halkis, Aetolia’da Halkia Χάλκεια), Epirus’da Haliki gibi benzer isimli kentler bulunduğunu iddia etmiştir.[6] Yunan tarihçi Herodot, Megabazus adlı Pers yazarın kenti kuranların kör olması gerekir dediğini aktarmış bu sözü zamanla folklorik bir anlatıya dönüşmüştür. Yer değiştiren bir kavim yeni yerleşimlerine nasıl ulaşacaklarını öğrenmek için bir kahine danışır. Kahin kavimdekilere körlerin ülkesinin karşısına yerleşmelerini söyler. Bugünkü İstanbul’a ulaşan kavim bulundukları taraf boş iken karşı kıyıda bir yerleşim olduğunu fark eder. Bulundukları yerin avantaj ve güzelliklerini fark edemeyen karşı kıyıdaki insanların ancak kör olabileceklerini iddia edip İstanbul’a yerleşirler. Böylece bugünkü Kadıköy yöresindeki yerleşim körlerin yeri anlamındaki Kalkedon adını alır. İstanbul’un fethinden sonra Kalkedonya’nın yönetimi, II. Mehmed tarafından İstanbul kadısı Hızır Bey‘e verildiği için, yerleşmenin Kadıköyü adını aldığı sanılmaktadır.

Kadıköy Yönetimi

1855’te yönetimi İstanbul Şehremaneti’ne bırakılan Kadıköy, 1869’da Üsküdar Sancağı’na bağlandı. Bu yönetsel konumu Cumhuriyet’in ilk yıllarında da süren Kadıköy, 23 Mart 1930’da ilçe yapıldı. Kadıköy 1984 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde bir ilçe belediyesi olarak yapılandırılmıştır.

Acıbadem Kurye

Acıbadem Kurye

Acıbadem içerisinde kurye arkadaşlarımız ve ekibimiz ile gitmesi gerken, gelmesi gereken evrak, paket gibi her türlü gönderiyi yerine hızlı ve güvenli şekilde iletiriz. Samimi ve güler yüzlü çalışanlarımız sayesinde sizlere 1. kalite bir hizmet sunuyoruz.

Acıbademde Yaşam

Hasan Tan İlkokulu, Acıbadem Türk Telekom Şehit Mete Sertbaş Ortaokulu, Bilfen Koleji’nin anaokulu ile ilk-orta ve lise kısımları, Mihriban Suat Bedük İlkokulu, Özdemiroğlu İmam Hatip Ortaokulu, 60. Yıl Anadolu İlkokulu, Dr. Sait Darga İlkokulu, Çamlıca Kız Lisesi, İstek Vakfı Okulları, Özel Helikon Acıbadem Anadolu Lisesi, Avrupa Koleji, Doğa Okulları, Kadıköy Ahmet Sani Gezici Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi, General Ali Rıza Ersin Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Özel Acıbadem Koleji, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Doğuş Üniversitesi semtteki eğitim kurumlarından bazılarıdır. Birbirleri ile komşu olan Ahmet Sani Gezici Lisesi ile Kadıköy İmam Hatip/Anadolu İmam Hatip liseleri binaları yıkıldıktan sonra okulların bulunduğu arsa üzerine tek bir okul binası yapılmış ve bu yeni okul Kadıköy Ahmet Sani Gezici Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi adını alarak imam-hatip lisesi olmuştur. Acıbadem Sağlık Grubu‘nun ilk şubesi olan Acıbadem Kadıköy Hastanesi, TSK Çamlıca Özel Bakım Merkezi (eski GATA Çamlıca Askerî Hastanesi), Anadolu Yakası Telekom Müdürlüğü, Anadolu Yakası Posta İşleme Merkezi (PTT), İş Bankası Konutları ve içerisinde CarrefourSA’yı barındıran Tepe Nautilus Alışveriş Merkezi bu semttedir. Semt pazarı perşembe günleri kurulmaktadır. Tarihi Salı Pazarı’nın kurulduğu alan semte uzak olmamakla beraber Üsküdar Amerikan Lisesi, Kadıköy Anadolu Lisesi, St. Joseph Lisesi gibi okullar da araçla ortalama 10 dakikada erişilebilecek konumdadırlar. Semtin Uzunçayır’a bakan çukur kısmındaki eski Otosan arazisi üzerine Akasya Acıbadem sitesi ile alışveriş merkezi, bu projenin biraz ilerisindeki bir alana da Almondhill konutları inşa edilmiş, bu yapılaşma Acıbadem’deki nüfus yoğunluğu ile motorlu taşıt trafiğini artırmıştır. Acıbadem semtinin Altunizâde ile sınır kısmında bulunan Validebağ Korusu, günümüzde hâlâ Acıbademlilerin en önde gelen nefes alma yerlerinden biridir.

Acıbadem Tarihi

Eskiden geniş çayırların, bağların, bahçelerin ve koruların arasında Osmanlı saray mensuplarının, sultanlarınşehzadelerinpaşaların köşklerinin bulunduğu Acıbadem, bugün yoğun yerleşme alanıdır. Bu yoğun yerleşme arasında, geçmişin izlerini taşıyan yapılar ve mekânlar vardır. Semtin Nişantaşı olarak bilinen kesimine II. Mahmud döneminde bir nişan taşı dikilmiştir. Padişahın, bugün yerinde bulunmayan kasrından bin adım uzaktaki bir yumurtayı vurduğu, bu nişan taşının da buraya dikildiği söylenir. Komşu semti Koşuyolu ise yine Osmanlı saray mensuplarının at bindikleri, 1900-1920 yıllarında ise at yarışlarının düzenlendiği semttir.

Acıbadem semtinin önemli tarihsel yapıları arasında, Sokullu Köşkü olarak da bilinen Şehzade Ziyaeddin Efendi Köşkü, günümüzde TSK Çamlıca Özel Bakım Merkezi sınırlarında kalan Köçeoğlu Köşkü ile Ahmet Celâleddin Paşa Köşkü, Acıbadem Nişantaşı, Çamlıca Kız Lisesi olarak hizmet vermiş Ahmet Ratip Paşa Köşkü, Mabeyinci Emin Bey Köşkü, sonradan Safter Köşkü adını alan Tırnakçı Salim Bey Köşkü, İbrahim Ağa CamiiEthem Kaptan Camii, Faik Paşa Camii olarak da bilinen kare planlı ve tek minareli Acıbadem CamiiBaba Oğul ÇeşmesiAyrılık Çeşmesi ve Acıbadem Su Terazisi sayılabilir.

Mecidiyeköy Kurye

Mecidiyeköy Kurye

Mecidiyeköy içerisinde kurye arkadaşlarımız ve ekibimiz ile gitmesi gerken, gelmesi gereken evrak, paket gibi her türlü gönderiyi yerine hızlı ve güvenli şekilde iletiriz. Samimi ve güler yüzlü çalışanlarımız sayesinde sizlere 1. kalite bir hizmet sunuyoruz.

Mecidiyeköy Geçmişi

Bölgede ilk iskan hareketi Osmanlı padişahı Abdülmecit‘in döneminde (hükümdarlığı 1839-1861) muhacirlere bugünkü Mecidiyeköy’de toprak verilmesiyle ve buraya iskan edilmeleriyle başladı. Mecidiyeköy’ün adı da Abdülmecid’den gelmektedir. Bölgenin bu ilk iskanı sırasında, çevresinin dutluklarla dolu olduğu ve buraya özellikle dut yemek için gelindiği bilinmektedir. Dutluklar 1930’lara, hatta yer yer 1950’lerin sonlarına kadar varlıklarını sürdürmüştür. 1950’lere kadar bu bölge (Mecidiyeköy, Esentepe, Zincirlikuyu, Levent) Mecidiyeköy’deki küçük bir köy yerleşimi dışında bomboş kırlardan ibaretti. 1930’larda Büyükdere Caddesi’nin güneydoğu tarafında eski İETT garajı ve daha kuzeyde, likör fabrikasından (2012 yılında yıkıldı) başka kayda değer bina yoktu.

Yine 20. yüzyılın ortalarına kadar, Mecidiyeköy ve çevresindeki Fulya, Esentepe gibi mahallelerin bulunduğu sırtlar ve yamaçlar çiçek, özellikle de karanfil tarlalarıyla ünlüydü. İstanbul’un Avrupa yakasında, hafif ve serin rüzgâra ve kırmızı toprağa ihtiyaç duyan karanfil yetiştirmeye en elverişli olan yöresi, Mecidiyeköy çevresiydi.[2]

Bölgenin kırsal görünümü 1950’li yıllara kadar sürmüş, çevresi dut bahçeleri ile dolu olan Mecidiyeköy, bu dönemden sonra hızla iskana açılarak İstanbul’un en yoğun konut, iş ve trafik merkezlerinden bir haline gelmiştir. 1970’lerden itibaren daha hızlı bir biçimde yapılaşarak bir yandan Şişli öte yandan Levent ile kesintisiz ve yoğun biçimde birleşti. Yapılaşma süreci içerisinde kırsal yapı hızla yok olurken, Büyükdere Caddesi ile 1970’lerin başlarında inşaat edilen Boğaziçi Köprüsü‘nün bağlantı yolu olan ve Mecidiyeköy’den geçen D 100 çevre yolunun çevresi tümüyle bir iş alanına dönüştü.

Galatasaray Spor Kulübü‘nün 2011 yılına kadar maçlarını oynadığı Ali Sami Yen Stadyumu idari birim olarak Fulya Mahallesi içinde kalmakla birlikte Mecidiyeköy’ün bir parçasıydı. Cevahir, ve burada yer almaktadır. 2012 yılında Trump Towers adıyla yeni bir alışveriş merkezi hizmete girmiştir. Bilişim sektörünün en eski bilgisayar şirketleri bu semtte kurulmuş ve birçoğu hâlen bu semttedir.

Eskiden Doğan Yayın Holding‘e bağlı Kanal DCNN TürkEko TVDHA ve Milliyet, daha sonraları Koza İpek Holding‘e bağlı Kanaltürk ve Bugün gazetesi binasıyla şimdiki Uçankuş TV binası bu semtte bulunur.

Mecidiyeköy’e yeşil alan kazandırma amacıyla, Mecidiyeköy Meydanı‘nın yapımına Şubat 2021’de başlanmış ve 21 Ekim 2021’de bitirilip halkın hizmetine sunulmuştur.

Mecidiyeköy Konumu

İstanbul 1. Çevre YoluBüyükdere Caddesi ve M2 (Yenikapı-Hacıosman) metro hattı M7 (Kabataş-Mahmutbey) metro hattı gibi birçok ulaşım hattının kesişim noktası olduğu için İstanbul şehir içi ulaşımında çok büyük bir öneme sahiptir. Metrobüs hattının güzergâhı olan İstanbul 1. Çevre Yolu (D 100) meşhur Mecidiyeköy Viyadüğü’nden geçer. Tüm bu ulaşım özelliklerine ek olarak hem merkezi konumu hem de bir iş alanı olması nedeniyle İstanbul’un ve Şişli İlçesi’nin yoğun taşıt ve yaya trafiğine sahip olan bir semtidir.

Mecidiyeköy Mahallesi, güneyde Büyükdere Caddesi ve Fulya Mahallesi, batıda Kuştepe Mahallesi, kuzeyde dar bir boyunla Gültepe, doğuda Esentepe ve onun batısında bulunan Gülbahar Mahallesi ile sınırlıdır.

İdari olarak küçük bir alan kaplamasına karşın, genellikle halk arasında EsentepeGayrettepe, Ortaklar Caddesi, FulyaGülbaharKuştepe19 Mayıs ve Şişli Merkez mahallelerinin de içinde olduğu bir alan olarak bilinir. Şişli’ye bağlı olmakla birlikte Kağıthane’nin güneyi ile birleşik durumda gibidir.